16 Nisan 2013 Salı

Farklı bir bakış açısı


Kafaları kurcalayan ama kimsenin de asıl cevabı alamadığı bilmeceler var. Öyle çok cevapsız soru var ki.. Sanmayın ben bu bilmeceleri çözebildim. Sadece tanrı, dünya ve düzen üzerine bi kaç bişi söyleyeceğim.

Örneğin din, seçiyor ve inanıyorsun aslında ilk aşamada basit görünüyor, seçiyor derken yanlış anlaşılmasın pazardan karpuz seçmiyorsunuz sonuçta, her insanın aklı, mantığı var, hangisine uyuyorsa onu seçiyorsun. Hatta bazen sen küçük bir çocukken senin yerine seçilmiş bile oluyor bu. Ne kötü neden inandığını bilmemek, bilememek. Sonra belli bir düzenin içinde ilerlemeye başlıyorsun. Bu öyle bir düzen ki gün geçtikçe seni kelepçeliyor aslında sen farkında olmadan. Tıpkı bir tren gibi, bir trenin vagonu olduğunuzu varsayın. Vagonlardan herhangi biri bozulsa ya da herhangi bir hasara uğrasa değişen ne olur ki? Tren yine de ilerlemeye devam eder elbette. Peki durabilir misin? Elbette belki de bu mümkündür. Bukowski der ki; "Kumar oynamazsan asla kazanamazsın." Bu tam manasıyla bir kumardır çünkü.

Peki ya tanrı? Her dinde farklı bir adı var aslında ama bahsettiğimiz olgu aynı. Bazen onun hakkında da çeşitli düşüncelere düşmüyor muyuz hepimiz? Hatta bazen belki de tanrı sadece sıkılmıştır diyorum ve sıkıldığı için bi oyun arayışına girmiştir. İnsanların satranç'ı bulması gibi. Dahiyane hamleler barındıran bir oyun ve herkes iyi oynayamıyor. Tahtamız dünya oluyor haliyle, piyonlarsa biz.

Dünyada zamanın başından beri var olan bir düzen yoktu, unutmayın ki tüm bilgiler ve kurallar insanlar tarafından kondu ve yine insanlar tarafından yıkılacaklar. Bir an durup düşününce ölüm olmasa hayatın da bir değeri olmadığını anlıyor insan. Sahip olmak istediğimiz maddi her şey aslında bizi modern bir köle haline getiriyor. Şimdi şöyle bir soru çıkıyor ortaya; Asıl yaşamak istediğimiz hayatı mı yaşıyoruz? Evet diyen cesur arkadaşları kutluyorum lakin benim asıl yaşamak istediğim hayatın halihazırda yaşadığım hayatla hiçbir alakası yok(bunu bencillik olarak algılamayın), eğer böyle düşünürseniz, sonunda maddi başarıların hakikaten beyhude olduğunu acı ve pişmanlıkla anlayacaksınız. Ama dönüp dolaşıp yine gelecek kaygılarıyla aynı sürüncemenin içine kuzu gibi döneceksiniz.

Selam olsun!

5 Nisan 2013 Cuma

Sayıklamalarım

Garip.

Hayat seçimlerimizin getirdiği sonuçlardan ibaret, aslında bu kadar da basit.

Ama yine de.

Hiç bişey düşündüğün gibi değil.

Hepsi bu.

Son zamanlarda radyo dinlemek mükemmel bir alışkanlığım haline geldi. Onun meyvesidir bu şarkı ki klibi de vaow dedirtti. Elimin altında bulunsun diye şeettim. Sevgiler.

Eklentiler;
EZİLDİM!

18 Mart 2013 Pazartesi

Gevelemeler 3 - Işıklarla uyumak


Bazı kelimeler gereğinden fazla anlam ifade eder. Bazen tek bir hece bile insana sayfalar dolusu mesaj iletir. Elbette dolaylı yoldan olur bu. İlk anda anlamazsın. İdrak etmek için üzerinden biraz zaman geçmesi gerekir ve bu olurken de aklın olayı süzgecinden geçirir.

Kapkara giyinip neden rengarenk bir takı takmıyorsan üzerine, nasıl sırıtıyorsa sana ait olmayan elbiseler üzerinde. Nasıl bazı şeyler uyumu bozan parçalarıysa bütünün. Bazı kelimeler de, bazı düşünceler de böyledir bana göre.

Sana ait olmayan her şey, üzerinde emanet gibi durur zaten. Kelimeler de bunun gibi. Hiç ait olmadığı bir yerde söylenen bir söz öyle sırıtır ki bütün duyguların ortasında. Halbuki çok başka bir sahnenin repliğidir o. Oysa ki..

Bazen olmadığından emin olduğun şey olmuş halde bulursun kendini. Biliyorum fazlasıyla karışık oldu böyle söylemek:) Herkesin bildiği ama söylemeye çekindiği bazı şeyler vardır. Nezaketen mi bilmem. Aynen odur bahsettiğim. Olmadığın bir şeye dönüştürmüştür seni yaşam.

Ve bir toz bulutu gelir,
Kocaman bir dağ oluşturur
Olmadığın ve olamadıkların
Arasına

Velhasıl
Sana ait olmayan her şey
Sırıtır üzerinde
Düşünceler bile.


18 Ocak 2013 Cuma

Samimi bir iç döküş

Kışın, önce öfkeden şimşekler saçıp, hemen ardından gümbür gümbür gümbürdeyerek korkuttuğu güneş, uzunca bir süredir saklandığı gri bulut kümelerinin arasından ışıltılı yüzünü göstermeye başladı. Her zaman olduğu gibi şimdilerde de yine biraz ürkek. Öyle hemen ısıtmıyor kaç aydır soğuktan tir tir titreyen yeryüzünü. Bir bakıyorsunuz en güzel ışık huzmelerini yağdırıyor toprak anaya, bereketle. Uyumuş kalmış tohumlar kıpırdanmaya heveslenir, ağaçlar neşeyle çiçeklenirken kayboluveriyor yine.

Gerçi benim ruh halim, rengi uçmuş bir gazete resmi gibi insanın canını sıkacak derecede bulanık ve kederli. Bahsetmek istediklerim bunlar değil!

Doğanın güzelliği mi dostum? Eğer mutsuzsan, huzursuzsan. Doğa istediği kadar güzel olsun bunun sana hiç bir tesiri olmaz. (TEST EDİLDİ, ONAYLANDI!)

Bir şair der ki; İnsan hayatı sandığımız kadar da değişik değildir. Şartların arasında, mühim anlarda, kendi tecrübenizi hayata olduğu gibi nakledin, en başka türlü hayatı doldurmuş olursunuz... İyi günler.

E tabi biraz şans da gerekiyor be hacım. Biraz da aşk; İnsan aşık olunca, kapalı göz kapakları arkasından bütün dünyayı filiz yeşili bir dinginlik olarak görür.

Dile kolay deniliyor ya hani. Aynen öyle söylemesi kolay. Bunu hayatında hangi ölçüde uygulayabiliyorsun arkadaşım? Hangi seviyedesin? Neredesin?

En başta yaptığımız, en büyük yanılgımız, en büyük hatamız herkesi kendimiz gibi zannetmek.
İkincisi de kendimizi bir şey zannetmek.
Samimiyetime inanın.
Hadi ben gidiyorum.



13 Ocak 2013 Pazar

Sıkıntının dilinden.

Gökyüzünün griliği kadar içimdeki karartı, uzay boşluğunda aniden ortaya çıkan bir kara delik misali ele geçirdi zihnimi bu sıkıntı. Aniden ortaya çıkıp kemiriyor mutlu anılarımı, yaşam enerjimi. Emiyor mutluluğumu.

Bu öyle bir sıkıntı ki bir o kadar tahammülsüz fazlalıklarıma, gereksizse olmasın görüşünü aşılıyor beynimin taa derinliklerine. Bir uğultu baskın aklımın odalarında. Düşünceler sıkışıyor önce, sonra yankılanıyor da yankılanıyor zihnimde. Peçete'ye damlayan bir su damlası nasıl yayılırsa, aynen öyle aynı tesirle yayılıyor ruhuma.

Ve bu öyle bir sıkıntı ki bir mülteci gibi dolanıyor bedenimde. En uygun anı kollayıp mülteci maskesini bırakıyor ve hemen işgalci konumuna geçebiliyor. Rahatsız ediyor, acıtıyor.

Kendinden ne kadar uzağa gidebilirsin ki?


Sabahattin Alinin kaleminden, Korhan Futacı'nın yorumundan;

Seneler sürer her günüm,
Ve yalnız gitmekten yorgunum.
Zannetme, sana dargınım.
Ben gene sana vurgunum.

İtilmiş, tekmelenmişim.
Doğduğum günde ölmüşüm.
Yalnız sana güvenmişim.
Ben gene sana vurgunum.

Başkalarına gülsem de,
Senden uzak kalsam da,
Sevmediğini bilsem de,
Ben gene sana vurgunum.